Söz Tohum Gibidir

Söz Tohum Gibidir
Zahit Genç
2012 – Ağustos, Sayı: 318, Sayfa: 025

Söz tohum gibidir. Bir tohumun büyüyebilmesi, bitki veya ağaca dönüşebilmesi daha sonra da meyve verebilmesi için tohumun özünün sağlam olması lazımdır.

Ayrıca tohumun sağlam olması da yetmez, tohumun düşeceği toprağın da münbit olması gerekir. Bu bile yetmez tohumun ekilebilmesi için toprağın sürülmesi, tohum ekildikten sonra da toprağın üzerinin tapanlanması lazım.

Tohum toprak altındaki süreyi tamamladıktan sonra taze bir filiz olarak gün ışığına kavuşunca gübrelenmesi, yabani otlardan temizlenmesi, dibinin çapalanması, sulanması lazım. Kurttan, kuştan korunması, ilaçlanması, toplanıp harmanlanması, depolanması, mahsulün çeşidine göre insanların istifadesine sunulacak hale getirilmesi lazım.

Buğdaysa un, bulgur haline getirilmesi, unun hamur, hamurun ekmek yapılıp fırında pişirilmesi lazım. Bütün bunlar büyük bir sabır, çalışma ve şükür isteyen durumlardır.

Sözlerin de fayda vermesi, muhatabına etki etmesi için bazı ön çalışmalar ve ciddi hazırlıklar gereklidir. Sözü dinleyecek kesim çocuklar, gençler ve yetişkinler ayrı ayrı ele alınmalıdır.

Gönül tarlası sürülmeden söz tohumu ekmek insana pek fayda sağlamayabilir. Hiçbir çiftçinin toprağı sürmeden tohum ektiği görülmemiştir. Çünkü sürülmemiş sert toprağa atılan tohumu ya yel alır savurur ya sel alır götürür ya da kuşlara böceklere yem olur gider. Duyguları körelmiş gönülleri taşlaşmış kişilere de hiçbir söz etki etmez. Onun için ön çalışma ve insanın yaratılışına uygun ilmi, dini bilgiler ışığında gerekli hazırlıklar yapılmalıdır. Toprağın sürülmesi gibi gönül tarlasının da sürülmesi lazım.

Mevlana’nın dediği gibi “Bin bahar görse de taş yeşermez.” Durum böyle olunca sözü taşa veya taşlaşmış gönüllere ekmemek lazım. Eğitimle, sevgiyle, ilgiyle, bilgiyle önceden gönülleri sürmek sonra da sözü söylemek lazım. Ümidimiz o ki sözün o zaman tesiri olur.

Bu gün okullarda görev yapma zihniyetinde eksiklikler var, zaaflar var, ideal bir görev anlayışı kaybolmuş durumda. Derse girip çıkayım, saatim dolsun dersim bitsin çekip gideyim düşüncesinde olan çok sayıda kişiler var. Çoğu zaman ders saatleri bile verimli geçmiyor. Samimiyet, fedakârlık, gayret olmayınca netice hüsran oluyor. Öğrencilere milli ve manevi yönden verilmesi gereken bilgiler ve kazanılması gereken davranışlar verilemiyor, sözler havada kalıyor, bir kulaktan girip ötekinden çıkıyor. Sanki taşa, duvara konuşmuş gibi hiç tesiri olmuyor.

Böyle olmasının çok sebepleri var. Bunların birkaç tanesini sıralayacak olursak; birincisi zemin yani inancımıza uygun bir eğitim ortamı yok, ikincisi gayret eksik, bıkkınlık, bana ne lazımcılık, umursamazlık davranışlarımıza sinmiş, üçüncüsü niyetler halis değil, dördüncüsü, samimiyet ve ihlâs yok. İnsanlarımızın gözünü madde, makam hırsı bürümüş. Para hesabıyla, ev araba derdiyle dolu bir gönülle iş yapılıyor. Netice; Gül gibi güzel olması gereken neslimiz, sorumsuz, saygısız, savurgan, geçimsiz, gayesiz, hedefsiz bir topluma dönüşüyor.

Gerçek şu ki, şuurun, samimiyetin, gayretin, feda­kârlığın, çalışmanın olmadığı, Allah rızasının düşünülmediği, göstermelik tutum ve davranışların neticesi boş ve faydasız olmaya mahkûmdur.

Eğer bir mesai kavramını bile vebal açısından düşünemeyen, değerlendiremeyen, uygulayamayan, toplumun derdini dert edinmeyen, acısını sızısını yüreğinde hissetmeyen insanların eline kalırsak o zaman vay halimize. Böyle olursak ahlarımız, eyvahlarımız, sıkıntılarımız bitmeyecektir…

Bunun için, başta eğitimciler, evlatlarımızın gönüllerine girmenin yollarını araştırmalı, bunlar üzerinde kafa yormalı, sıcak, samimi bağ kurmalıdır. Onlara kulluk şuurunu vererek, vatan, millet, din duygusunu yerleştirmelidir. Bunlardan sonra da fen ilimleri, edebiyat bilgileri, tarih, kültür gibi dersler verilmelidir.

Bu şekilde bir uygulama ile maddi ve manevi yönü gelişen, insanlara faydalı ve saygılı bir nesil yetişmeye başlayacağına, gönüllere ekilen sözlerin de yerini bulacağına inanıyor ümit ediyoruz.

Arzu edilen gayeye ermek, hedefe ulaşmak için insani ve İslami duygularla, her an sönmeyen bir heyecanla çalışmak, çalışmak, çalışmak…

Bu yazı Okuma Bölümü içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s